blank

Life is Strange İnceleme (İlk 4 Bölüm)

Life is Strange İnceleme

Not: Okuyacağınız inceleme yapımın ilk dört bölümü göz önüne alınarak yapılmıştır, son bölümü piyasaya çıktığında ayrı bir inceleme olarak sitemizde bulabileceksiniz.

Çok uzun zaman oldu sevgili okuyucular? şöyle ağız tadıyla bilgisayarımın başına oturup, gerçekten sağlam bir hikayeye, atmosfere ve sanatsallığa sahip oyun oynamayalı. Çok azdır bu tip insanı gerçekten etkileyen oyun bulmak, hele ki günümüzde neredeyse imkansız hale gelmiş durumda. Artık varsa yoksa oyunlarda görsellik, daha doğrusu grafik şov? Tamam, insanlar haklı 2015 yılındayız ve oyunların artık belli bir standartta görsellik sunmasını beklemek tam anlamıyla yanlış olmayacaktır ama tüm olayı bundan ibaretmiş gibi görmek oldukça yanlış geliyor bana. İçinizde bu düşüncelerime katılan veya katılmayan pek çok okurun olacağını biliyorum ama yine de düşündüğünüz zaman bana hak vereceksiniz. Bir oyunda bulunan karakterlerin ruhu olmadıktan sonra, o oyunda içinizi ısıtacak bir atmosfer olmadıktan sonra ya da ?Vay be adamlar yapmış!? diyemedikten sonra, karşınıza isterlerse dünyanın en iyi görselliğine sahip yapımı koysunlar ne anlamı var?

Bundan 5 yıl, 10 yıl öncesini düşündüğüm zaman gerçekten oyun dünyasının şu an içerisinde bulunduğu halden dolayı üzülüyorum. O zamanlar sanki böylesine çılgınlar gibi görselliğe ya da bir oyunun AAA seviyesinde olup olmadığına mı bakıyorduk? Elbette ki hayır! Bundan yıllar evvel, Post Mortem, Syberia, Still Life, Monkey Island, Broken Sword, The Longest Journey, Fahrenheit gibi oyunları oynadığım zamanları hatırlıyorum. Elbette liste sadece bu yapımlarla sınırlı değil, bu saydıklarım gibi pek çok unuttuğum oyunda vardır elbet. Hepsi inanılmaz atmosfere, muazzam hikayelere ve adeta canlıymışçasına karakterlere sahipti. Sonrasında ne oldu? Bu oyunları bizlere sunan ekipler ya dağıldı, ya da artık bağımsız oyunlar ile bir şekilde piyasada tutunmaya çalışıyor. Diğer bir durum ise Quantic Dream (Fahrenheit?ın geliştirici ekibi) gibi sadece tek platforma özel oyunlar çıkartıyor.

Quantic Dream demişken, Heavy Rain ve Beyond Two Souls tam olarak bahsettiğim kaliteye sahip yapımlardan ikisiydi ama dediğim gibi konsol kullanıcıları bu oyunlara sahipken, biz PC kullanıcıları anca internette izlemekte yetindik bu oyunları. Bunun esas nedenlerinden bir tanesi de aslına bakarsak, macera oyunlarına olan ilginin oldukça azalmış olması günümüzde. Çünkü dediğim gibi insanlar artık, teknoloji demosu benzeri oyunları oynamayı daha çok seven bir hale geldi.

Tamda bu noktada işte sizlerle birlikte inceleyeceğimiz, AAA seviyesinde olmayan, görselliği ve über fizik motoru bulunmayan ve hatta oldukça amatör bir yapım olan Life is Strange?e geliyor konumuz.

3

Kendi halinde, küçük bir firma

DONTNOD Entertainment dediğim zaman sanırım kimsenin aklına herhangi bir oyun gelmiyordur. Aslına bakarsanız oldukça haklısınız, firmanın Life is Strange dışında pek fazla oyunu olduğunu söylemek oldukça güç. Firma 2013 yılında, Remember Me adında yine oldukça çılgın ve etkileyici bir hikayeye sahip oyunla ilk kez karşımıza çıkmıştı. Oyun genel olarak, aksiyon, macera, platform, bulmaca gibi pek çok türü içinde barındırıyordu ve dağıtımcılığını ise Capcom üstlenmişti. Ne yazık ki pek iyi bir satış başarısı yakalayamadı ve kısa sürede unutuldu. Ardından geliştirici firma ise neredeyse iflasın eşiğine geldi ve çalışan sayısını epey azaltmak durumunda kaldı. Life is Strange?i geliştiren ekip, işte bu firmadan geriye kalanlar aslında.

Oldukça az bir kişi sayısına sahip ekip, geliştirdikleri oyunu öncelikle bağımsız bir şekilde piyasaya sürmeyi düşündü ama durum pek başarılı olamadı. Dağıtımcı arayışları sırasında ise pek çok firma baş karakterlerinin kadın olduğu için firmayı geri çevirdi. Son olarak Square Enix çıkıp, hikayede ve karakterlerde hiç bir değişiklik yapmadan firmanın oyununun dağıtımcılığı üstlendi.

Bizlerde bu sayede aradan geçen çok uzun yılların ardından, PC platformunda oldukça kaliteli ve sürükleyici bir macera oyunu serüvenine atılmış olduk.

4

Evet, hayat bazen bir acayip oluyor

Life is Strange, son yıllarda Telltale Games ile ortaya çıkan bir akıma sahip diyebiliriz. Peki, nedir bu akım? Oyunu kullanıcılara bir defada sunmak yerine, bir ya da iki ayda bir bölümü sunmak. Bu durum bazı sabırsız oyuncuları rahatsız etmekte ama diğer bir kesimi ise daha heyecanlı bir bekleyişe sürüklemekte diyebiliriz. Hele konu böylesine hikaye odaklı oyunlar olduğu zaman pek çok kullanıcı bana bu konuda hak verecektir diye düşünmekteyim. Life is Strange, Telltale Games?in The Wolf Among Us, The Walking Dead, Game of Thrones gibi oyun serilerinin ilerleyişine oldukça benziyor. Toplamda beş bölümden oluşacak olan yapımın, ben bu incelemeyi hazırlarken dört bölümü oyuncularla buluşmuş durumda. Oyunun hayranlarının zaten çoktan bu dört bölümü bitirdiğini tahmin ediyorum. Lafı daha fazla uzatmadan artık yavaştan oyunumuzu incelemeye başlayalım.

Life is Strange, yazımın başlarında da belirttiğim gibi bizlere o eski ve yıllardır aradığımız kaliteli macera oyunu türünü oldukça başarılı bir şekilde sunuyor. Bölümler yaklaşık olarak iki saat civarı bir sürede tamamlanabiliyor ve her bölümde yapmış olduğumuz seçimler hikayemizi keskin bir şekilde etkiliyor. Bu kesinlikle çok güzel bir özellik, hele ki böyle hikaye odaklı yapımlarda mutlaka olması gereken bir durum. Oyunda zaten pek fazla bir aksiyon söz konusu olmadığı için, oyuncu hikayeye doğrudan müdahale etmek istiyor. Belki de Life is Strange?in en zayıf noktası da aksiyonun bu denli az olması olabilir ama bu konuya yazının ilerleyen bölümlerinde zaten değineceğiz.

Söylediğim gibi bölümlerin oynanış süresi çok fazla olmasa da toplamda 10 saate yakın bir oyun deneyimi bizleri bekliyor. Bu süre sizin çevrede gördüğünüz nesnelerle gireceğiniz etkileşime, insanlarla yapacağınız konuşmalara göre elbette ki değişebilir. Fakat size önerim, oyunda gördüğünüz her ufak ayrıntıyı atlamadan incelemeniz olacaktır. Örneğin; bazı yerlerde gördüğümüz çevresel güzelliklerin fotoğrafını çekip, bunlara daha sonradan erişebilmek gerçekten çok güzel bir detay.

Sizlere çok fazla spoil vermeden yapımın hikayesinden bahsetmek istiyorum. Oyunda, Max adında Güzel Sanatlar Lisesi?nde eğitim alan ve fotoğrafçılığa oldukça merakli bir hanım kızımızı kontrol ediyoruz. Ailesinden uzakta eğitim alan bu kızımız, nedeni bilinmeyen bir şekilde ansızın zamanı kontrol etmek gibi bir yeteneği olduğunu fark ediyor. Ardından çocukluk arkadaşı olan Chloe ile karşılaşmasıyla işler iyice karmaşık bir hal alıyor. Oyun boyunca bir yandan bu sahip olduğumuz gücün ne olduğunu anlamaya çalışırken, bir diğer yandan da Chloe?ye bazı problemlerini çözmesinde yardımcı olmaya çalışıyor. Elbette ki hikaye bu kadar basit değil ama dediğim gibi daha fazla hikayeden bahsederek oyunun tadını sizler için kaçırmak istemiyorum.

Life is Strange?in genel mekaniklerine baktığımız zaman, soru işaretlerini çözmeye çalışırken insanlarla diyaloglara giriyoruz, bazı ufak tefek bulmacaları çözüyoruz ve bolca araştırma yapıyoruz. Fakat, demin bahsettiğim gibi oyunda pek fazla aksiyon sahnesi bulunmuyor ve bu zamanı geri alabilmek yeteneğimiz sayesinde karşımıza çıkan engelleri aslında oldukça kolay bir şekilde aşabiliyoruz. Bu oyunu biraz fazla kolay bir hale getiriyor demek yanlış olmayacaktır, ben daha zorlayıcı bulmacalar veya daha fazla dönüşü olmayan seçimler yapabilmeyi isterdim. Maalesef dönüşü olmayan seçimleri, yapımın şu ana kadar olan bölümünde anca bir kaç defa görebildim. Bunun dışında araştırma ve diyalog sisteminde oldukça başarılı olan yapım, kesinlike bu konularda tam puanı hak ediyor. Bunların yanı sıra çevreyle olan etkileşim seviyemiz ise gerçekten oldukça yüksek. Bu arada hemen not düşmek istiyorum, Life is Strange?den keyif almak istiyorsanız mutlaka orta seviye bir İngilizce?ye sahip olmanız da gerekiyor.

1

Kontroller, görsellik ve sesler

Yapımın kontrolleri oldukça sade ve kullanıcı dostu demek yanlış olmayacaktır. İster klavye – mouse ikilisiyle, ister gamepad ile rahatlıkla oynayabileceğiniz oyun, sizi asla karmaşık durumlara sokmuyor. Zaten genel olarak baktığımız zaman, oyun boyunca kullanacağımız sayısı kısayol tuşu da bulunmuyor.

Görsellik konusuna geldiğimiz zamansa akan sular duruyor. Evet, yapım yazının başında da söylediğim gibi ahım şahım bir görselliğe sahip değil. Kaplamaların kalitesi biraz düşük, herhangi bir fizik etkileşimi de söz konusu değil ama yapımda kullanılan renk paketi, lens efektleri ve dolu dolu oyun dünyası insanı çok kısa bir sürede içerisine çekmeyi başarıyor. Yapımcı firmanın açıklamasına göre, serinin 2. sezon ile devam etmesi durumunda görsel anlamda özellikle karakter mimiklerinde çeşitli geliştirmeler yapılacak. Kısacası görsellik olarak baktığımız zaman, Life is Strange gerçek anlamda sizlere sanatsal bir yapım olmayı başarmış.

Yapımın teknik özelliklerinin sonuncusu ise elbette sesler ve müzikler. Yapımda ambiyans sesleri biraz zayıf kalıyor olsa da karakterlerin seslendirmeleri gerçekten muazzam olmuş. Aynı şeyi müzik seçimleri için de söylemek kesinlikle yanlış olmayacaktır. Daha ilk bölümün başlarında karakterimiz Max?in müzik çalarından dinlediği parça ile yapım, müzik konusunda beni kendisine hayran bırakmayı başarmıştı.

2

 

[review]