LoL Yeni Hero Taliyah – Daldaki Kuş

LoL Yeni Hero Taliyah

Taliyah küçük bir yün çilesi renginde ve büyüklüğünde bir taşı yerden almak için uzandı. Titriyordu, mağaraya geri dönüp baktı; perişan hâldeki adam gözleri kapalı, mağara duvarına dayanmış duruyordu. Adamın çantasında bulduğu bir parça kurutulmuş eti ağzına koydu. Adam hayatta kalırsa, bunu ona çok görmeyeceğini umdu.

Sonra daha sıcak olan mağaraya geri döndü. Üst üste koyduğu taşların harareti yok olmaya yüz tutmuştu. Diz çöktü. Cebindeki taşları ısıtmak için kullandığı numaranın daha büyük şeyler için de işe yarayacağından emin değildi. Genç Shurima’lı kız gözlerini kapattı ve üst üste koyduğu taşlara odaklandı. Yakıcı güneş ışığının kumları nasıl ısıttığını hatırladı. Gece çökerken sıcaklığın nasıl toprağın derinliklerine doğru saklandığını düşündü. Rahatlamaya başlamıştı ve ceketini gevşetirken sıcaklığın etrafını sardığını hissetti. Ardından ellerindeki taşa odaklandı. Öteki tarafını çevirdikten sonra düşünceleriyle taşın her köşesini sardı, aklıyla taşın ortasını itiştirdi ve bir kâseye dönüşene kadar şekil verdi. Ortaya çıkan şekilden memnun kalınca mağaranın çıkışına döndü.

Arkasından bir ses, ”Kırıntı toplayan bir serçe gibi,” dedi.

”Serçeler de susayabilir,” diye cevap verdi Taliyah, yaptığı kâseyi temiz kar ile doldururken. Soğuk rüzgâr etrafında fısıldaşıyordu. Taliyah yuvarlanmış taşı önünde duran taş yığınının üstüne koydu.

”Taşları elinle mi topluyorsun? Taş dokuyabilen biri için biraz meşakkatli bir yönteme benziyor.”

Taliyah’nın yanakları birden ısındı. Bu sıcaklığın, önündeki taşların sıcaklığıyla hiçbir ilgisi yoktu.

”Kızgın değilsin değil mi? Yani çığ ve hani…”

Adam bir kahkaha patlatırken acıyla yan tarafına tutundu. ”Yaptıkların bilmem gereken her şeyi anlatıyor.” Dişlerini acıyla sıkarken bir yandan gülümsüyordu. ”Beni burada ölüme terk edebilirdin.”

”Benim yüzümden tehlikeye düştün. Seni karın altında gömülü bırakacak değildim.”

”Sağ ol. Yine de ağaçların içinde yuvarlanmasaydım daha iyi olurdu.”

Taliyah yüzünü ekşitti ve tam ağzını açacaktı ki adam elini kaldırıp onu durdurdu. ”Özür dileme.”

Adam kendisini zorlayıp dik oturdu, Taliyah’nın saçındaki süslü armaya daha yakından baktı.

”Shurima serçesi,” dedi arkasına yaslanıp sıcak taşların verdiği rahatlık ile gözlerini kapattı. ”Evinden çok uzaktasın, küçük kuş. Seni Ionia’nın uzak köşelerindeki bu mağaraya getiren şey neydi?”

”Noxus.”

Adam kara kaşlarından birini kaldırdı ama gözleri hâlâ kapalıydı.

”Noxus’luları bir araya getireceğimi söylediler. Gücümün şehrin duvarlarını sağlamlaştıracağını söylediler; ama yapmamı istedikleri tek şey, yok etmekti.” dedi, sesi tiksintiyle kalınlaşıyordu. ”Bana öğreteceklerini söylediler.”

”Öğretmişler, ama dersin yarısını,” dedi adam sakince.

”Bir köyü toprağın altına gömmemi istediler. Katil olmamı istediler. İnsanları evlerinde katletmemi,” dedi Taliyah, burnundan soluyordu. ”Ve tam kaçtım derken senin başına dağı indirdim.”

Adam kabzasından tutup kaldırdığı kılıcına baktı. Hafir bir meltem esintisi gelip üzerindeki tozu silip gitti. ”Yok etmek veya var etmek. İkisi de ne tamamen iyi ne tamamen kötüdür. Birisi olmadan öteki olmaz. Önemli olan niyettir, seçtiğin yolu ‘neden’ seçtiğindir. Elimizde gerçek olan tek şey bu.”

Dinlediği nutuk Taliyah’yı germişti. Ayağa kalktı. ”Benim yolum buradan çok uzaklara çıkıyor. Herkesten uzağa, içimdeki bu şeye hâkim olmayı öğrenene kadar. Kimseye zarar vermek istemiyorum. Kendime güvenmiyorum.”

”Bir kuşun güvendiği şey konduğu dal değildir.”

Taliyah adamı dinlemeyi bırakmıştı. Çoktan mağaranın çıkışına gitmiş ceketine sıkıca sarınıyordu. Rüzgârın sesi kulaklarında uğuldadı.

”Gidip bize yiyecek bir şeyler bulmaya çalışacağım. Umarım dağın geri kalanını tepene indirmem.”

Adam sırtını sıcak bir taşa dayayıp, alçak sesle etrafındaki hiç kimseye ve herkese seslenerek ”Fethetmek istediğinin dağ olduğundan emin misin, Küçük Serçe?” dedi.

LoL Yeni Hero Taliyah

Bir kuş çam ağaçlarından birini kakalıyordu. Taliyah bir yığın karı hışımla tekmelerken botundan içeri kar dolmuştu. Sert bir hareketle paçasını çekiştirdi. Hem adamın sözleri hem de bileğinden aşağı akan soğuk kar sinirini bozuyordu şimdi.

”Seçtiğim yolun nedeni mi? Herkesi, ailemi geride bıraktım. Onları kendimden korumak için.”

Duraksadı. Olağandışı bir sessizlik vadiyi sarmıştı. Etrafta avlayabileceği bütün ufak hayvanlar gürültülü adımlarını duyup kaçmıştı bile. Kızdan bir zarar gelmeyeceğini hisseden minik kuş hâlâ oradaydı. Dalına tünemiş, bu kızın kendi kendine konuşmasına ötüşleriyle cevap vermişti; ama artık o da sessizleşmişti.

Taliyah dikkat kesildi. Sinirine kapılıp mağaradan oldukça uzaklaşmıştı. Ağaçlardan çok, taşlar onu çekiyordu ve dalgın dalgın yürürken bir uçurumun başına gelmişti. Kendisini kayalıklardan aşağı bakarken buldu. Adamın onu takip edeceğini düşünmüyordu ama yine de bir şeyin kendisini izlediğini hissedebiliyordu.

”Yine mi nutuk çekeceksin?” diye sordu hiddetle.

Cevap olarak kemiklerini titreten bir nefesin sesini duydu.

Bir elini cebine soktu, diğer eli sapanına gitti. Cebinde üç taş vardı. Birisini parmaklarının arasına alırken, gizemli takipçisinin altındaki gevşek toprak ihanetle hareketlerini duyurdu.

Taliyah takipçisiyle yüzleşmek için arkasına döndü. Karşısındaki sarp kayalıklarda dikkatlice yürüyen bir Ionia’lı ulu kar aslanı vardı.

Kısa dört bacağının üzerinde bile Taliyah’dan çok uzundu. Bu devasa canavar, başından kuyruğuna Taliyah’nın iki boyu ederdi. Kalın boynu kirli beyaz bir yele ile kaplıydı. Gözlerini karşısında duran kıza dikmişti. Ağzından yeni öldürdüğü belli olan iki tavşanı düşürdü ve kocaman azı dişlerinden damlayan kanı diliyle temizledi.

Biraz önce heyecanla izlediği uçurum artık Taliyah için bir kapana dönüşmüştü. Kaçmaya çalışsa bile aslanın ona yetişmesi an meselesi olurdu. Yutkundu ve gırtlağından yukarı tırmanan paniği bastırmaya çalıştı. Sapanına bir taş yerleştirdi ve döndürmeye başladı.

”Git buradan,” dedi. Ağzından çıkan sözler, içindeki dehşeti hiç belli etmiyordu.

Aslan bir adım daha yaklaştı. Kız sapanını gerip taşı serbest bıraktı. Aslanın yelesinin yakınına çarptı, kürkü darbeyi yavaşlatmıştı. Hayvan öfkeyle kükredi. Taliyah bu sesi, göğsünden kaçmak istercesine atan kalbinin sesinden ayırt edememişti.

Sapanına bir taş daha yerleştirdi.

”Hadi!” diye bağırdı. Cesurluk taslıyordu. ”Git buradan dedim!”

İkinci taşı da fırlattı.

Yırtıcı hayvanın açlıkla hırıltısı yükseldi. İnce bir çam dalına konmuş olan kuş bu karşılaşmadan hayır gelmeyeceğini anlamışçasına zıpladı ve rüzgârın sırtına binip uçmaya başladı.

Yalnız kalan Taliyah, cebindeki son taşa uzandı. Elleri soğuktan titriyordu ve vücudunun her yerini korku sarmıştı. Kaya parçası elinden kaydı ve yere düşüp yuvarlandı. Yukarı baktı. Bir adım daha atan aslanın başı kuvvetli omuzlarının arasında alçalıp yükseldi. Taşa erişmesi artık mümkün değildi.

Taşları elinle mi topluyorsun? Adamın kelimeleri kafasında yankılandı. Belki de başka bir yol vardı. Taliyah iradesiyle taşa doğru uzandı. Ufak kaya parçası titredi ama üzerinde durduğu zeminde de bir salınma hissediyordu.

Biraz önce kuşun üzerinden zıplayıp uçmaya başladığı dal hâlâ salınıyordu. Kuşun güvendiği şey konduğu dal değildir.Önündeki seçenekler çok açıktı. Ya tereddüt ile olduğu yerde donacak ve canavarın onu ele geçirmesine izin verecekti ya da içindeki güce uzanacak ve boşluğa adımını atacaktı.

Taliyah çöllerle kaplı bir diyarda, Ionia’nın karla kaplı kıyılarından çok uzakta doğmuştu. Uçan kuşu ve salınan dalı aklında canlandırdı. An meselesi olan ölümü tamamen aklından silinmişti. Her yerini saran yalnızlık yok olmuş, yerini kumların üzerindeki son dansının hatırası almıştı. Annesini, babasını, Babajan’ı ve tüm kabilesini etrafında hissetti. Güçlerine hakim olmayı öğrendiğinde geri döneceğinin sözünü verdiğini hatırladı.

Canavara gözlerini dikti. ”Çok fazla şeyi feda ettim, beni burada durduramazsın.”

Üzerinde durduğu kaya, zarif bir hilâl şeklinde bükülmeye başladı. O son sarılışın sıcaklığına tutunup zıpladı.

Yeraltından bir gümbürtü yükselmeye başladı; hayvanın hırıltısından çok daha gürültülü bir sesti. Aslan geri çekilmeye çalışsa da artık çok geçti. Kalın pençelerinin altında, yer ayrışmaya başlamıştı ve ve aslan ağırlığıyla çatırdayan yamacın altına doğru çekiliyordu.

Taliyah çözülen ve parçalanan toprağın üzerinde bir süre durabilmişti. Kayalık, kızın altında bin bir parçaya bölünmüştü ve artık kontrol edilmesi imkansızdı. Bu yıkıma sonsuza kadar tutunamayacağının farkındaydı. Düşmeye başladı. Etrafında parçalanan katı dünyaya güle güle diyemeden güçlü bir esinti onu yukarı taşıdı. Demir gibi güçlü parmaklar ceketini yakasından yakaladı.

”Dağı indirmekten bahsederken ciddi olduğunu bilmiyordum, Küçük Serçe.” diyen adam bir homurtuyla Taliyah’yı yukarıya, geride kalan kaya çıkıntısına çekti. ”Çöllerinizin bu kadar düz olmasının sebebini şimdi anladım.”

Birden kahkaha atmak geldi Taliyah’nın içinden. Doğrusu adamın tanıdık kibirli ses tonu onu rahatlatmıştı. Taliyah uçurumun kenarından aşağı tekrar bakıp ayağa kalktı ve üzerindeki tozu silkeledi. Aslanın bıraktığı tavşanları alıp mağaraya doğru neşeli adımlarla yürümeye başladı.